Blog

İçimizdeki Hazinelere Yolculuk

Gerçek Bir Hikaye: Küçük Aslan Yavrusu

Uzun bir aradan sonra beni etkileyen bir gerçek hayat hikayesini sizlerle paylaşmak üzere blog yazılarıma geri döndüm. Bu kez konu vahşi doğadan, küçük bir aslan yavrusu ile ilgili. Bir blog yazısına konu olacak kadar, bu aslan yavrusunu diğerlerinden ayıran özelliğin ne olduğunu merak ediyorsanız, haydi o zaman, hiç vakit kaybetmeden yazının devamını okumaya davet ediyorum sizi.

————–

Geçen akşam televizyon kanalları arasında dolaşırken, aslanlarla ilgili bir vahşi doğa belgeseline takılıp kaldım ve izlemekten kendimi alamadım. Doğa araştırmacıları bu sefer küçük bir aslan yavrusuna odaklanmışlardı. Bu yavru diğerlerine göre biraz farklıydı; kardeşleri gibi çabuk, çevik değildi sanki, onlarla oynamıyordu. Bir kenarda sakin sakin oturuyor, etrafa bakınıyordu, süt emmek için annesinin yanına da pek sokulmuyordu. Bir süre sonra annesi de ona yüz çevirdi, hatta onu emzirmek de istemiyordu. Eğer anne aslanlar herhangi bir yavrudan ümidi keser, onun hasta, zayıf ve yaşayamayacak nitelikte olduğunu hissederlerse, onu emzirmek istemezler ve bırakırlarmış. Araştırmacılar, anne aslanlardaki bu içgüdüsel hareketin, olan sütlerini diğer güçlü yavruların beslenmesine ayıracak kadar verimlilik hissinden kaynaklandığını söylüyor. Yani, bizim küçük sessiz sakin yavrunun bileti çoktan kesilmiş bile!

Akşama doğru sürü su kenarında bir yer bulabilmek için bulunduğu yerden ayrılırken, sakin yavru hiçbir şeyden habersiz bir kenarda oturuyordu. Ancak aradan oldukça zaman geçip hava kararmaya başlayınca durumu farketti ve sürüyü aramak için hareketlenmeye başladı. Arkalarından bağırıp duruyordu, ama çok geçti. Aslanların bıraktığı alana diğer vahşi hayvanlar çoktan gelmeye başlamıştı! Maymunlar, zürafalar, bir çakal, bir leopar ve bir hipopotam ortalıkta dolanıyordu.

Bizim ufaklık korkudan sinmiş bir halde hem sezgisel olarak kendini koruma altına almak için otlar arasında saklanıyor, hem de ailesini aramak için fırsat kolluyordu. O sırada bir leoparın kokusunu alması ile tehlike çanları çalmaya başladı. Leopar, bizim ufaklığın olduğu yere doğru ilerlerken, hipopotamın araya girmesi ve leopara göz dağı vermesiyle ufaklık bu saldırı hamlesinden kurtulmuş oldu. Yine yavaş yavaş bağırıp annesini ve sürüsünü aramak üzere hareketlendi. Onu ilerden duyan genç erkek aslanlar gelip, yavruya yiyecek muamelesi yapmaya başladılar. Onu ısırıyor, pati vuruyor ve yemeye çalışıyorlardı. Ama, o, ASLA PES ETMİYORDU. İnatla onlara direniyor ve kaçıp annesinin yanına gidebilmenin yollarını deniyordu.

Tam o sırada anne aslan gelip, yavruyu genç aslanların elinden kurtardı ve bizim ufaklığı da paylamayı ihmal etmedi. Hala yavruyu emzirmek istemiyordu. Yavru susuzluktan ve saldırılardan bitkin düşmüş, yalpalaya yalpalaya yürümeye çalışıyor, sürüyü arkalarından takip ediyordu. Sonunda sürü bir su kenarına geldi. Yetişkin aslanlar bir taraftan su içiyorlar, dinleniyorlar, yavruları gözetliyorlar; yavrularsa hem birbirleriyle hem de anneleriyle oynuyorlardı. Bizim yaralı ufaklık ise sonunda yukarı tarafta, dik yamacın başına ulaşmayı başardı. Ancak sıkıntılar bitmiyordu. Bu sefer de suyun içinde saklanmış ve yavruların bir hata yapmasını bekleyen timsah yamacın başındaki tek başına kalmış yavruyu farketmişti. Sürünün yanına nasıl ineceğini bilemeyen, ama su kenarına inmek için inatla çaba sarfeden yavru, yamaçtan aşağı timsahın olduğu tarafa doğru yöneliyordu. Yavru ASLA VAZGEÇMİYORDU, çünkü yaşayabilmesi için bir an önce suya kavuşması gerekiyordu.

Bu sefer de anne aslan, yavrunun imdadına yetişti, onu kurtarıp suyun başına bıraktı. Çünkü yavrusuna sırt çevirmiş olsa da, onu göz göre göre başka bir avcıya yem olarak vermeyi kabul etmiyordu. Yavrunun sürüye ve annesine kavuşma mücadelesinin her bir anı ayrı bir ders içeriyordu.  Küçük aslan yavrusu, uzun bir zaman sonra ilk kez su içebiliyordu. Annesinin peşinden gidiyor, süt emmek istiyordu. Ama sürüdeki dişi aslanların hiçbiri yavruyu kabul etmiyorlardı.

Sonunda nasıl olduysa, anne,  yavruyu kabul etti ve süt içmesine izin verdi. Fakat hala onu tam anlamıyla sahiplenmemişti, hatta ona kızdı ve sert çıktı. Yine onu bırakıp gidiyorlardı!!!

Bizim yaralı yavru ise onların peşinden gitmeye istekliydi ve arkalarından yola devam ediyordu. VAZGEÇMİYORDU. Bu sefer çok başka birşey oldu. Önden giden sürüdeki diğer yavrulardan biri, yani kardeşlerinden biri, durup arkaya döndü ve bizim ufaklığı beklemeye başladı. Bizimkisi arka sağ bacağından yaralıydı, sekiyordu, ama inatla gidiyordu. SONUNDA bütün sürü durdu ve onu beklemeye başladılar. İşte sonunda olmuştu, başarmıştı, asla vazgeçmemişti. Bu küçük yavru diğerlerinden çok farklıydı, sezgileri güçlüydü, inatçıydı, hayata tutunmakta kararlıydı ve annesinin kabulünü almayı başarmıştı!

——————

Kıssadan Hisse: Eğer doğada bir küçük aslan yavrusu bile, tüm bu engellere, hayat mücadelelerine, tehlikelere, saldırılara rağmen vazgeçmeyip, onu terkeden annesine kendini kabul ettirmeyi başarıyorsa, bizlerin kendi hayat yolculuğumuzda çok daha azimli, çok daha kararlı ve cesur olmamız gerekmez mi?!?

Herşeye rağmen yollarımız hep açık ve aydınlık, ilerleme azmimiz daim olsun,

Sevgilerimle,