Blog

İçimizdeki Hazinelere Yolculuk

Teknoloji Girişimleri ve İnsan Kaynakları – III

NESİL FARKLARI VE İŞİN ANLAMI

2000’lerin başında, Yale İşletme Fakültesinden Prof. Amy Wrzesniewski ve meslektaşları insanların çalıştıkları işte nasıl anlam bulduklarına dair şimdi çok daha iyi bilinen bir çalışmayı gerçekleştirdiler.

Bu çalışma, bir üniversite hastanesindeki temizlik ekibine ve bu ekipteki bireylerin farklı iş yaklaşımlarına odaklanıyor. Çalışmanın detaylarını Prof. Wrzesniewski’nin  Youtube videosundan da izleyip öğrenebilirsiniz. (https://www.youtube.com/watch?v=C_igfnctYjA)

Araştırmacıların görüşme yaptığı 28 çalışandan bazıları işlerinin bekledikleri gibi olduğu ve sadece onlardan beklenen görevleri yerine getirdiklerini, işlerini fazla tatminkar bulmadıklarını ve esasen sadece para kazanmak için orada olduklarını belirtiyorlar.

Oysa ki diğerleri işlerini son derece anlamlı bulduklarını söylüyorlar. Günlük iş rutinlerini anlatırken, kendi iş tanımlarında olmayan bazı davranışlar sergilediklerinden de bahsediyorlar. Örneğin, üzgün görünen hastalarla vakit geçirmek, ziyaretçilere arabalarına kadar eşlik etmek gibi – öyle ki bu davranışları nedeniyle işten kovulabilirler de.

Araştırmacılar, bu iki grup çalışanın işlerini nasıl gördüğünü analiz ederken önemli farkların olduğunu tespit ediyorlar. İlk grup onlardan beklenen işleri yapıp tamamlıyor ve sadece gerektiği kadar diğer insanlarla iletişimde bulunuyor.

İkinci grup ise Prof. Wrzesniewski’nin “Job crafting” (Türkçe’ye belki “işi ustalıkla yeniden biçimlendirmek” veya “iş zanaatkarlığı” olarak çevrilebilir.) diye tanımladığı şeyi yapıyor. Diğer bir deyişle, bu çalışanlar işlerini daha anlamlı ekstra görevler ve insanlar arası etkileşimlerle yeniden biçimlendirip, ona yeniden şekil veriyorlar sanki. Böylelikle işlerinin hastanedeki algısını da değiştiriyorlar.

Daha sonraki çalışmalarda, Prof. Wrzesniewski, kendisiyle birlikte meslektaşlarının, farklı iş yerlerinde belirli iş grupları ile benzer çalışmaları yürüttüğünü ve oradaki çalışanlardan kendi iş süreçlerinde yukarıda anlatılanlara benzer yaratıcılıklar sergilemelerini istediklerini anlatıyor ve iş süreçlerine bu tarz yaratıcı katkılarda bulunan çalışanların, bunu yapmayanlardan daha mutlu olduklarını, daha iyi işler çıkardıklarını tespit ettiklerini belirtiyor. Sonuç olarak bu araştırma, işi anlamlı kılacak yeni yaratıcı katkıların sadece bireysel çalışan için değil, bir bütün olarak organizasyon için de faydalı olabileceğini gösteriyor.

Prof. Wrzesniewski, mevcut işinden memnun olmayıp biraz daha anlamlı bir iş arayışında olanlar için, işi yeniden biçimlendirmenin faydalı olabileceğini; işten memnun olunmadığı durumlarda, işi dönüştürecek yaratıcılığı göstermenin her zaman ilk adım olması gerektiğini, çünkü böylelikle iki olumlu sonuçtan birine ulaşılabileceğini belirtiyor:

Birincisi, mevcut işinizin gerçekten anlamlı ve kalıp sürdürmek isteyeceğiniz bir iş olduğunu farkedebilirsiniz. Diğeri ise, nasıl bir işi sevebileceğinize dair keşifler yapabilir ve bunları her zaman yapmanıza imkan verecek başka bir iş olduğunu farkedebilirsiniz.

Böylece işin, işi yapan tarafından yaratıcı bir şekilde yeniden tasarlanması, çalışanları da pasif konumdan daha tatminkar bir iş deneyimi yaşamaya götürüyor.

Bu yazı dizisine ait ilk yazımda zor rekabet ve piyasa koşulları nedeniyle teknoloji girişimlerinin doğru personeli bulmakta veya elinde tutmakta zorluklar yaşadığından bahsetmiştim. İşte tam bu noktada nesil farklarını ve genç, heyecanlı, hayalleri olan Z Kuşağına mensup çalışanların kendileri için neler yapabileceğini düşününce sorularımız, Prof. Wrzesniewski’nin çalışmasında cevap buluyor. Genç ve hevesli çalışanlar, bağlı bulundukları yöneticinin veya patronlarının kendilerine, hayata anlam katacak, dünya üzerinde somut bir etki  yaratmalarını sağlayacak yeni bir proje veya rol atamasını beklemek yerine, kendilerine şu soruyu sorabilirler: “Bu işi daha anlamlı kılmak için şu anda ne yapabilirim? Mevcut işimi, yapmaktan keyif aldığım, anlam bulduğum bir işe nasıl dönüştürebilirim?”

Önceki yazımda “Yönderlik” kavramından da bahsetmiştim: Hem “Yönetici” hem de “Lider” olmak. Yöneticiliğe giden yol öncelikle kendi kendimize liderlik edebilmekten geçiyor. Aslında “mutlu olmak için işimi nasıl dönüştürebilirim?” sorusunu kendimize sorduğumuzda, kendimize liderlik etmeye başlıyor ve kendimize alan açıyoruz. Geleceğimizi kendi proaktif yaklaşımlarımızla bugünden şekillendirmeye, isteklerimizi kendimize çekmeye başlıyoruz. Sanırım işin en heyecanlı tarafı da burası olsa gerek. Çekim Yasası çalışıyor 😉

İşinde anlam bulmak konusunda yapılmış birçok çalışma var. Her biri konuya farklı bakış açılarıyla yaklaşıyor. Belki de bu konuda tüm yazılanları en iyi özetleyen cümle, Prof.’ün Google konuşmasında da sözünü ettiği temizlik çalışanının sözleri. Araştırmacılar kendisine neden bu şekilde çalıştığını, yapması gerekmediği halde neden hastaları memnun etmek için böyle bir yol izlediğini sorduklarında, onlara “Bu, benim işimin bir parçası değil, fakat beni ben yapan benden bir parça.” cevabını veriyor.

Çok anlamlı değil mi?

İşinizi sadece bir iş olarak değil, hayatınıza anlam katan, sizi siz yapan, hayata dair alma-verme döngüsü içinde bulunduğunuz bir yolculuk olarak görebilmeniz, bu dönüşümü kolaylıkla gerçekleştirebilmeniz dileğiyle =)