Blog

İçimizdeki Hazinelere Yolculuk

Bugünden Geleceğe, Ama Nasıl? – II

Geçtiğimiz haftaki blog yazımla bu döneme ilişkin bir yazı dizisi başlatmış oldum. İlk yazımın konusu, COVID-19 gibi kontrolümüz altında olmayan düşündürücü/dönüştürücü dışsal bir faktör ile hayatlarımızın bir anda değişmesi ve bizim bu sürece tepkilerimiz, durumu algılayışımız, geleceğe dair nasıl bir bakış açısı geliştirebileceğimiz hakkında oldu.

Konu değişim, dönüşüm, farkındalık ve geleceğimiz ile ilgili olunca, serinin bundan sonraki yazılarını, bu sürecin çeşitli unsurları ve hayatımızın etkilenmekte olduğu farklı alanları üzerine yazmak anlamlı geliyor. Bu noktada aklıma gelen kritik kavramları sistem yaklaşımı, belirsizlik, risk, kayıptan kaçınmak, esneklik, senaryo planlama, denge, sürdürülebilirlik şeklinde sıralayabilirim. Özellikle bu tarz kriz-kaos dönemlerinde, insani konularla birlikte ekonomik denge ve finansal planlama konuları da bir anda önem ve öncelik sıralamasında kendi yerlerini almaya başlıyor. Bu konular üzerine düşününce işletmelerin, hane halkı ve bireylerin, girişimlerin ve girişimcilerin, aslında toplumun tüm kesimlerinin böyle zamanlarda değişime ne düzeyde “uyum sağlayabildiklerini”, geleceğe dönük karar ve davranışlarında senaryo planlamasını ne kadar uygulayıp hayata geçirebildiklerini, ne olursa olsun hem gerçekçi hem de iyimser bir bakış açısıyla bu becerileri geliştirme ve bu yöntemleri öğrenme konusunda ne kadar istekli ve motive olduklarını sormadan edemiyorum.

O zaman bugünden geleceğe olan yolculuğumuzda nasıl adımlar atabileceğimizi irdelemeye devam ederken, yukarıdaki paragrafta sıraladığım ve kritik olarak gördüğüm kavramlardan “sistem yaklaşımı” ile devam edelim. Neden ilk önce sistem yaklaşımı diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Çünkü başta bedenimiz olmak üzere iş dünyası, pazarlar, endüstriler ve toplumlar, yani hayatın kendisi, içinde başka karmaşık sistemleri barındıran karmaşık sistemler bütünü. Bir sistem, varlığını ve fonksiyonlarını parçaları arasındaki ilişkiler sayesinde sürdürür. İlişki varsa sistem vardır, ilişki yoksa sistem yoktur. Ulu önderimiz Atatürk 17 Mart 1937 tarihli, “En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize birgün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki bir acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa, “bana ne” dememeliyiz.” sözleriyle sanki bugün yaşamakta olduğumuz şeylere yıllar öncesinden atıfta bulunmuş. Hayatın ta kendisi böyle karmaşık ve etkileşimli bir sistemler bütünüyken, içinde bulunduğumuz durumları anlayabilmek, yorumlayabilmek ve farkındalıkla aksiyon alıp ne yapacağımıza karar verebilmek için “sistem” kavramını iyi anlamakta yarar var.

Bütün sistemler değişir ve karmaşık sistemler sürekli bir akış halindedir. Değişmeyen tek şeyin, değişimin kendisi olduğu her zaman söylenen bir sözdür. Bu nedenle, değişimi göz önünde bulundurmayan planlarla pek fazla yol almak mümkün olmaz.

Bir girişimci veya bir işletme sahibi, işini her şeyin mükemmel ve değişmez olduğu o muhteşem seviyeye taşımak konusunda hedefler koyup planlar yapıyorsa, bu planların çalışmayacağı aşikardır. Arzu edilen, işi, “iyiden mükemmele” taşıyıp bunu da “sonsuza dek sürdürmek” ve bütün rakipleri teker teker elemek gibi ütopik bir durum ise bu boş bir hayaldir. Gerçekçi ve iyimser bir bakış açısı ile değişime yönelik yapabileceğimiz şey, çok farklı durumlara doğru zamanda doğru şekilde cevap verebilmek için esnekliği arttırabilmektir. Ne kadar esnek olursanız, fırtına çıksa bile dallarınız kırılmaz, salınımlar ve esneklikle fırtına sonrasına hayatta kalma şansınız o kadar artar; işler kaçınılmaz olarak değiştiğinde siz de bir o kadar dirençli olursunuz. Bu esnekliği sağlamanın yolu da farklı durum senaryoları planlayarak yönetilebilir riskler almaktan, elimizdeki kaynak ve imkanları bu senaryolara göre uygun şekilde konumlandırabilmekten geçiyor.

Önceki yazımda, şimdi ve geleceğin sonsuz olasılığı içerdiğini, bu yüzden her şeyin mümkün olduğunu yazmıştım. Dolayısıyla belirsizliğin de her daim var olan yapısını anlarsak, dünyayı görmek istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görebilmemiz ve esneyip adapte olmamız kolaylaşır. Belirsizlik karşısında geçmiş olaylara bakarak geleceği güvenle tahmin edemeyiz. Beklenmedik ve tesadüfi olaylar aniden meydana gelebilir. Burada uyum ve adaptasyondan kastettiğim kesinlikle “ne pahasına olursa olsun” tarzında bir uyum değil. En yüksek değerlerimizle ele aldığımız ve kendimizi / işletmemizi / liderlik ettiğimiz takımı, en yüksek amacımız çerçevesinde konumlandırarak ilerleyebildiğimiz bir planlı adaptasyon süreci, aksi durum kendimizi inkar etmek olur.

Sürecin bütünü üzerinde kontrol sağlayabilmek için, detayda maddi ve insani kaynakların doğru bir planlamayla yönetilmesi, üzerinde durulması gereken bir başka önemli konu. Sonuçta herkesin ödenecek faturaları var ve marketten alışveriş yapılması gerekiyor. Dolayısıyla öngörülemeyen bu tarz belirsizlik zamanlarında en iyi işletmeler verimli bir yapı oluşturmaya özen gösteriyorlar. Giderlerini minimum düzeyde tutarken mümkün olan en yüksek düzeyde de insani ve maddi değerler üretmeye odaklanıyorlar, böylece varlıklarını sürdürmeye yetecek kadar kaynak üretebiliyorlar. Müşterilerinin, değer üretmeyi hedefledikleri kesimlerin  yaşamlarına katkıda bulunarak, onların yaşamlarını daha iyi hale getirmek için çalışıyorlar. Böylece, işletmenin varlığını sürdürebilmesi, sürece dahil olan herkesi ve tüm ekosistemi daha iyi konuma getiriyor. Bu nedenle böyle zor zamanlarda değer yaratmaya daha fazla odaklanmak ve finansal planlama becerilerinden çok daha akılcı ve sağduyulu şekilde yararlanmak, parasal kaynakları da sürdürülebilir kılmayı sağlamış oluyor.

Bu haftaki yazımı, buraya kadar söylediklerimi çok anlamlı bir şekilde özetleyen Halil Cibran’ın  şu sözleri ile tamamlıyorum:

“Ve hızlı gelişim bilgiden yoksunsa kör olur, ve her bilgi, içinde eylem yoksa boşunadır, ve her eylem içinde sevgi yoksa boştur.”

Gelecek Salı tekrar görüşünceye kadar hepimize sağlıklı, mutlu ve iyiliklerle dolu güzel günler diliyorum.

Sevgiler,

Kaynak Kitaplar:

1- “Türkiye’den NLP ve Sibernetik Uygulamaları” – Tamer Dövücü

2- “Kendi Kendine MBA” – Josh Kaufman