Blog

İçimizdeki Hazinelere Yolculuk

Bugünden Geleceğe, Ama Nasıl? – III

Bu haftaki yazımda işletme sahiplerinin, girişimcilerin, iş sahiplerininin aldıkları kararlarda etkisi olan ve temel teşkil eden değerlerle, bir işletmenin en önemli kaynağı olan insan kaynağı ve çalışanların yaratıcılığı üzerine yazmak istedim. Özellikle COVID-19 nedeniyle, her boyuttaki işletme sahibi ve yöneticiler tarafından alınan kararlarda bu değerler daha bir ön plana çıkıyor. O nedenle ben de konuyu gerçek bir başarı hikayesi üzerinden ele almanın daha güzel ve anlaşılır olacağını düşündüm.

Bu yazı dizisinin önceki haftalara ait yazılarında, ilk hafta, düşünce yapımızın ve olaylara bakış açımızın geleceğimizi nasıl etkilediği, kuantum fiziğinin bunu nasıl açıkladığı ve beden sağlığımız ile ruh sağlığımızın birbiriyle nasıl etkileşim içinde olduğu konusunu ele almıştım. Geçen hafta ise, hedeflerimiz ve hayallerimizden yola çıkarak, tüm kaynaklarımızı – para, zaman, insan- nasıl etkili bir şekilde yönetelim ki hedeflediğimiz, hayalini kurduğumuz o geleceğe ulaşabilelim sorularını irdeledim. Yazılarımda ortak olan en önemli unsur ise değerlerimiz ve iş yaparken sürecin insani boyutlarını ne kadar düşünüp, işimize yansıttığımız.

İş hayatında yaratıcılık ve değerler konusu aslında çok derin meseleler ve üzerine sayfalar dolusu yazıp irdeleme yapmak mümkün. İşte bu noktada beni çok etkileyen ve düşündüren gerçek bir başarı öyküsü ile konuyu anlatıp, okuyan herkesin kendi kıssadan hissesini oluşturmasına alan açmanın daha iyi bir fikir olacağına karar verdim. Ama öyküye geçmeden önce, konuyla bağlantı kurmak adına girişimci fikirler ve girişimcilik ruhu hakkında çok kısa birşeyler söylemek istiyorum.

Son yıllarda ülkemizde çok büyük bir ivme kazanan girişimcilik ekosistemi, harika iş fikirlerininin birer başarı öyküsüne dönüşmesi için ciddi şekilde emek sarfedildiği bir fikir üretim fabrikası gibi. Kimi girişimciler, olan süreçlere değişik bir bakış açısı, işleyiş tarzı getirmeye çalışırken, kimileri de o güne kadar hiç denenmemiş, hiç düşünülmemiş konulara odaklanıyor. Kimsenin çözemediği bir problemi çözmek, başkasının düşünemediği değerli bir fikri sunmak cazip geliyor çünkü. Çoğunlukla her işletme, özellikle de girişimci ruha sahip olanlar, çalışanlarının bir sonraki harika fikri üretmesini heyecanla istiyor ve bekliyorlar. Bunun olabilmesi için ortam hazırlamaya çalışan, yaratıcılığı teşvik eden, ofis tasarımlarına varıncaya kadar bir çok detaya önem veren şirketler artık azımsanmayacak kadar çok.

Öte yandan, çalışanlarının yaratıcı fikirler üretip işletmeye değer katabilmesi, böylece işletmenin değerini yükseltebilmesi için bonuslar, parasal ikramiyeler sunan işletmeler, hemen büyük ve özgün düşüncelerin fikir kutusuna akmasını bekliyorlar, değil mi? Çünkü yaratıcılığın, diğer tüm görevler/hizmetler gibi, satın alınabileceğini ve satılabileceğini düşünüyoruz bazen. Ancak yaratıcılık sıkı çalışma ve çaba ile elde edilebilecek, çok çalışmayla doğru orantılı bir şey değil ki. Gerçek anlamda ilham gerektiren bir içsel süreç.  O anki motivasyonumuz ve özellikle de nelere değer verdiğimizle bağlantılı olarak tetiklenen bir yaratım hali; öyle ki beynin bir soru, bir durum, bir olasılık, bir ihtiyaç veya bir sıkıntılı durum ile tetiklenmesi, iyice ilgisinin çekilmesi sonucunda ortaya çıkan zihinsel bir ürün.

O zaman diyebiliriz ki, yaratıcılık, özünde para veya ödül gibi maddi bir şey karşılığında değil, dikkatimizi; sırf istediğimiz için, içimizden geldiği için, motive olduğumuz için bir şeye odakladığımız zaman ortaya çıkıyor.

Bu kavramları kafamızda iyice oturtup aklımıza yatan bir hale getirmek ve işletmelerimizde başarıyla uygulayabilmek için 1998 yılında Doğu Japonya Demiryolu şirketinde yaşanan bir olayı* sizlerle paylaşmak istiyorum:

Doğu Japonya Demiryolu Şirketi (East Japan Railway Company – JR East), 1998 Kış Olimpiyatlarına yetişmesi gereken, Tokyo ile Nagano arasına inşa edilmek üzere bir hızlı tren sözleşmesi imzalamıştı. Ancak ne yazık ki şirketin, dağların içini delerek açtığı tüneller suyla doluyordu. Bunun üzerine şirket, en iyi çözümü bulmak için yüksek maaş alan mühendislerden oluşan bir ekip getirdi. Mühendisler problemi analiz ettiler ve suyu tünellerin dışına yönlendirmek için pahalı drenaj ve su kemerleri sistemi inşa etmek üzere kapsamlı bir dizi plan çizdiler.

Bu arada çok enteresan bir şey oldu: Çok susamış bir bakım işçisi bir ara dayanmayıp eğildi ve tünel suyundan büyük bir yudum aldı. Suyun tadı harikaydı, hatta öğle yemeği için verilen karavana seti içindeki şişelenmiş sudan bile çok daha iyiydi. İşte o anda aklına müthiş bir fikir geldi. Hemen şefinin yanına gidip durumu anlattı ve suyu şişeleyip Premium Kalite Soda olarak satılmasını önerdi.

Böylece demiryolu şirketinin kendi istasyon platformlarındaki otomatlardan, evlere dağıtım yoluyla satışa kadar geniş bir satış-dağıtım ağında pazara sunduğu Oshimizu şişe suyu doğmuş oldu. Bu sayede, başlangıçta hesaplanan çok büyük bir maliyete katlanmak yerine, duruma farklı bir şekilde bakılarak sorun diye görülen bir konu, büyük bir kara dönüştürülmüş oldu.

Gerçek hayattan alınmış bu vaka örneğinde de görüldüğü gibi, yaratıcılık üzerine yapılan bilimsel araştırmalar (Cooper, Clasen, Silva-Jalonen, and Butler 1999), bize şu mesajı veriyor: Sorunlara yaratıcı çözümler bulunması karşılığında maddi ödüller sunulan deneyler, parasal ödüllerle bireyin orijinal fikirler sunma kapasitesi arasında bir bağlantı olmadığını ortaya koyuyor.

COVID-19 nedeniyle her türlü duruma bakış açımızın değiştiği şu günlerde, geleceğimizi daha aydınlık ve insanlık için çok daha umut vaadeden bir modda tasarlayabilmek çok değerli. Bunun için, üst kademe yöneticilerden, takım liderlerine, girişimcilerden, mevcut ekibini ayakta ve hayatta tutmaya çalışan küçük ölçekli işletme sahiplerine kadar tüm sorumluluk sahiplerinin birlikte çalıştıkları ekiplerin motivasyon değerlerini iyi anlamaları gerekiyor. İşte tam da bu noktada liderlik vasıfları devreye giriyor. Çalışanları motive etmek için onları maddi bir takım havuçlarla güdülemeye çalışmak yerine, şirketin/girişimin/kurumun/işletmenin değerleriyle her bir çalışanın değerinin ne kadar örtüştüğüne bakıp, vizyon-misyon ve değerler bazında bir hizalama sağlayarak, kendi kendine içsel motivasyonu ortaya çıkaracak ortamlar oluşturmaya özen göstermeleri önemli. Tıpkı yukarıda bahsettiğim vakada olduğu gibi, acaba bakım işçisi kendi yöneticisine gidecek cesareti bulamasaydı, yöneticisi onu azarlasaydı/küçük görseydi, kısaca böyle bir yaratıcı fikrin müthiş bir çözüme dönüşmesine imkan sağlayan esneklik, fırsat veren yaklaşımlar, herşey mümkün/neden olmasın diyebilen bir ortam olmasaydı, bugün bu başarı öyküsünden bahsedebilecek miydik acaba? Ne dersiniz?

“Bugünden Geleceğe, Ama Nasıl?” sorusunun belki de en can alıcı cevapları, bu esnek ve açık görüşlü yaklaşımlarda saklıdır. Daha irdelenecek ve konuşup tartışacak çok şeyler var. Onları da gelecek yazılarıma bırakıyorum.

Gelecek Salı tekrar görüşünceye kadar hepimize sağlıklı, mutlu ve iyiliklerle dolu güzel günler diliyorum.

Sevgiler,

* Vaka için Kaynak Kitap: “The 100 Simple Secrets of Successful People”- David Niven, PhD