Blog

İçimizdeki Hazinelere Yolculuk

Bugünden Geleceğe, Ama Nasıl? – IV

Hayat her zaman düşündüğümüz gibi gitmiyor, tıpkı şu anda dünyanın geçmekte olduğu öngörülemeyen bir zaman dilimini yaşayışımız gibi. Hiçbirimiz bundan birkaç yıl önce, hatta bir önceki sene gelecek planları yaparken, hedefler koyarken, kendimizi böyle bir noktada görmemiştik. Kendimize sorsak; işimiz, arkadaşlarımız, yaşantımızın herhangi bir alanına dair hayallerimizde ve eğer vizyon çalışmaları yapıyorsak 1 yıllık, 3 yıllık, 5 yıllık planlarımızda böyle bir karantina dönemini öngörmüş müydük? “Elbette hayır!” dediğinizi duyar gibiyim.

İşte tam da bu belirsizlik ve öngörülemezlik nedeniyle, bir taraftan aklen-ruhen-fiziken sağlığımızı, bütünlüğümüzü korumaya çalışırken, bir taraftan da işlerimizi hale yola koymaya, geleceğe yönelik umutla umutsuzluk arasında gel-gitler yaşarken ölçüyü kaçırmamaya dikkat ediyoruz. Bu nedenle yaşamakta olduğumuz bu günler ve hassas ruh hallerimiz, beni, bu haftaki yazımda sol beyin ağırlıklı analizler yapmaktan kaçınmaya, “Kabul ve Vizyon” modu üzerine yazmaya itti.

Ben her zaman gelecek vizyonu üzerine çalışma yanlısı olmuşumdur. Düzeni, planı, hedefler koymayı, hayaller kurmayı ve içinde yaşadığımız dünyayı bu bakış açısıyla anlamaya çalışmayı severim. Bu insana güven veriyor ve daha kolay adım atıyor, ne için “evet”, ne için “hayır” diyeceğinizi kestirebiliyorsunuz. Girişimcilerle, işletmelerle, bireysel veya kurumsal mentorluk çalışmalarında, genelde ilk sorduğum sorular arasında, “5-10-15-20 yıllık vizyonlama ve hedef oluşturma çalışmalarınızı daha önce yapmış mıydınız?” sorusu yer alır. Çünkü bizler bugünden yarını, düşüncelerimiz ve hayallerimiz/hedeflerimizle yaratıyoruz. Hedeflerimiz olmadan bir başarı elde etmemiz ve çalışmak için eyleme geçmemiz pek mümkün olamıyor. (Bu serinin ilk yazısını, vizyonlama ve kuantum düşünme tarzı üzerine yazdığım için burada detaylarına girmeyeceğim. Bugün daha çok “Kabul ve Umut” sözcüklerine odaklanıyorum.)

Ancak her zaman bu planlar, evrenin kendi planlarıyla uyuşmuyor ve hayatın bizim için isteyip planladıkları, bizim isteklerimizle yakından uzaktan ilgili bile olamıyor. Ama belki, biz sürecin içinden geçerken tam olarak anlayamasak bile, zaman yavaş yavaş genişledikçe, olanların rengi şekli kendini daha net göstermeye başladıkça, bizim de durumu olduğu gibi kabul edip, mevcut durumdan ders çıkarmamız ve derinlemesine düşünmemiz gereken bir süreç başlıyor: Acaba hayat bize neler söylüyor? Hangi rutinleri kırmamız lazım, hangi noktalarda hızlanmamız gerekirken, hangi noktalarda yavaşlamamız gerekiyor? İlerlediğimiz yolu ve başardığımız hedefleri birlikte kutlamayı biliyor muyuz? Herkesten önce, biz, başarılarımız için kendimizi kutlayabiliyor muyuz? Yoksa tam gaz hayat yolunda giderken, gözümüz hiçbir şey görmüyor ve hayatın zorunlu “Dur!” engeline mi takılıyoruz?

Mesela COVID-19 ile neleri düşünmeye başladık, neleri “Kabul” ederken, neleri değiştirmek üzere dersler çıkarıyoruz? Kendimiz, işimiz, yaşantımız, ailemiz ve sevdiklerimizle ilgili, doğa-dünya ve tüm kaynaklarla ilgili neler farkediyoruz?

Ne olursa olsun, her zaman içimizde sonsuz bir potansiyel ve enerji var. Kendi güç kaynağımızı içimizde taşıyoruz. İşte tam da bu yüzden, durumlar ne kadar öngörülemez olsa da, belirsiz ve kaotik bir ortam piyasaya hakim olsa da, “mevcut durumu kabul” eden ve “gelecekten umutlu” bir modda olmak, bizi sağlıklı tutacaktır.

Yaşam her zaman bizler için kendi planlarını yapıyor – sevdiğimiz insanları kaybetmek, ölümle yüzleşmek, düşmek, dizlerimizi çizdirip sıyırtmak ve sonra yeniden ayağa kalkıp yeni başlangıçlara yelken açmak, kendimizi sorgulamak; sonra tüm bu bilinmezler içinde kendimizi, hayatımızı, işimizi ve daha birçok parametreyi yeniden inşa etmeyi becerebiliyoruz. Keşiflerimizi işte bu bilinmez alanlarda yapmaya başlıyor, ne kadar umutlu, kararlı, sabırlı ve çalışkan isek daha üst versiyonlarımıza güncellenebilmeyi başarıyoruz.

Bazen hayatın en büyük dersleri, tahmin edemediğimiz ama bir anda kendimizi içinde bulduğumuz anlarda ortaya çıkar: Sadece kendimizi akışa bırakıp, nelere tutunabileceğimize dikkat edip öğrenirsek; hisseder, deneyimler ve sonra da gri bulutlar dağılıp aydınlığa çıktığımızda kutlamayı bilirsek, tüm bu yaşananlardan sonra çiçek açtığımızı görebiliriz.

İlerlemeye devam, sabırla ve kararlılıkla…

“Sabret ki herşey hissettiğin gibi olsun. Sabret ki herşey gönlünce olsun.” – Mevlana

Gelecek Salı tekrar görüşünceye kadar hepimize sağlıklı, mutlu ve iyiliklerle dolu güzel günler diliyorum.

Sevgiler,